Mermerin karşısına bir robot kol koyduğunuzda, izleyenlerin ilk sorusu genellikle aynı oluyor: “Heykeli artık makine mi yapıyor?” 24 Eylül’de Euronews’te yayımlanan bir haber de robotların mermeri işlemesi üzerinden sanat ile zanaatın sınırını tartışmaya açtı. Bu soru benim için yalnızca uzaktan izlediğim bir gelişme değil. Dijital bir tasarımın taşta karşılık bulması için verilen emeği, bu emeğin içinde yer alarak tanıdım.
Meseleyi, işin teknik tarafında bulunmuş birinin deneyimi ve bir köşe yazarının sorumluluğuyla ele alıyorum. Teknolojinin sağladığı imkânları bilmek, onun etrafında oluşan heyecana biraz mesafeden bakmayı da gerektiriyor. Çünkü çalışan bir makineyi görmek kolay; o hareketin arkasında biriken bilgiyi, denemeleri ve kararları görmek daha fazla dikkat istiyor.
2022’de Contemporary Istanbul’da gerçekleştirilen “Disruption” adlı çalışmada, dijital bir fikrin mermerde nasıl karşılık bulduğu ziyaretçilerin önünde gösterildi. Yapay zekânın ürettiği görsel öneriler sanatçılar tarafından yorumlanarak bir heykel modeline dönüştürüldü. Gürmas olarak bizim katkımız, bu modelin robotla taşa işlenmesini sağlayan programlama tarafındaydı. Eserin sanatsal kararları ise sanatçılara aitti. Fikrin ortaya çıkması, biçimin seçilmesi ve üretimin gerçekleştirilmesi, birbirine bağlı fakat farklı sorumluluklar taşıyan aşamalardı.
Bu çalışmanın düşündürücü yanı, üretim sürecini serginin içine taşımasıydı. Bir heykelle çoğunlukla tamamlandıktan sonra karşılaşırız. Atölyede alınan kararları, vazgeçilen seçenekleri ve biçimin hangi aşamalardan geçtiğini görmeyiz. Burada ise mermerin işlenmesi, izleyicinin önünde gerçekleşiyordu. Böylece bakışımız, bitmiş eserin yanında onun nasıl meydana geldiğine de yöneliyordu. Robotun hareketi, normalde atölyenin içinde kalan bir emeği görünür kılıyordu.
Yine de o hareketi doğru adlandırmak gerekiyor. Yapay zekâ ile robot aynı işi yapmıyor. Bu projede yapay zekâ tasarım için öneriler üretirken, robot hazırlanan modelin fiziksel olarak işlenmesinde görev aldı. Bir robot kolun karmaşık hareketler yapması, kendi başına bir heykel tasarladığı anlamına gelmez. Görsel öneriyi değerlendiren, onu değiştiren, üretilecek biçime karar veren ve işleme sürecini hazırlayan insanlar vardır. Bütün bu aşamaları “Yapay zekâ heykel yaptı” cümlesine sıkıştırdığımızda, hikâyenin önemli bölümünü atlamış oluruz.
Afyon’da mermerle çalışan herkes bilir: Ekranda görülen biçimle taşın içinden çıkarılabilen biçim arasında uzun bir yol vardır. Bilgisayarda istediğiniz kadar inceletebildiğiniz bir bölüm, mermerde aynı ölçüde dayanıklı olmayabilir. Bir kesicinin ulaşması gereken yere robot kolun güvenli biçimde yaklaşabilmesi gerekir. Taşın nasıl bağlanacağı, hangi bölgeden başlanacağı, nerede daha dikkatli ilerlenmesi gerektiği önceden düşünülür. Ekrandaki tasarım, bu sorulara cevap buldukça üretilebilir hâle gelir.
Mermerin kendisi de bu sürece katılır. Damarı, dokusu ve kırılmaya yatkın bölgeleri, tasarımla birlikte değerlendirilmek zorundadır. Bir görüntüde hoşumuza giden ince bir ayrıntı, taşın yapısı nedeniyle yeniden ele alınabilir. Üstelik malzemeden parça kaldırarak çalışırken her kararın bir karşılığı vardır. Bilgisayarda bir önceki adıma dönmek mümkündür; mermerden kaldırdığınız parçayı aynı biçimde yerine koyamazsınız. Bu nedenle taşla çalışmak, hız kadar sabır ve öngörü de ister.
Teknik tarafta yer alan biri olarak beni en çok düşündüren konulardan biri, makine çalışmaya başladığında bütün bu hazırlığın gözden kaybolmasıdır. Dışarıdan bakıldığında robot kendi yolunu buluyor gibi görünebilir. Oysa kesicinin izleyeceği yol, işleme sırası ve hareket sınırları için çok sayıda karar verilmiştir. Uygulamanın başarısını yalnızca robotun hareketine bağlamak, o hareketi mümkün kılan emeği eksik anlatır.
Peki bütün bunlar bir heykelin sanat olup olmadığı konusunda bize ne söyler?
Bence önce, bir eserin değerini yalnızca yapımının ne kadar zor olduğuyla ölçme alışkanlığımızı sorgulamalıyız. Uzun süren bir iş büyük bir ustalık gösterebilir. Ancak harcanan süre, tek başına eserin bize ne anlattığını açıklamaz. Aynı şekilde bir üretim aşamasının makineyle hızlanması da o eserdeki düşünceyi kendiliğinden değersizleştirmez. Zanaatın becerisini, sanatın anlam arayışını ve üretimin teknik imkânlarını birlikte değerlendirebilmeliyiz.
Sanatçının kararları burada belirleyici hâle geliyor. Yapay zekânın sunduğu çok sayıda biçim arasından birini seçmek, ardından onu değiştirmek, bazı ayrıntılardan vazgeçmek ve belirli bir malzemede üretmeye karar vermek, eserin yönünü belirliyor. Elbette her seçim güçlü bir sanatsal düşünce taşımaz. Sırf yeni bir teknoloji kullanıldığı için bir çalışmayı değerli saymak da acelecilik olur. İzleyici olarak ortaya çıkan eserin bizde uyandırdığı duyguya, açtığı sorulara ve kurduğu ilişkiye bakma hakkımız var.
Bazen teknoloji gösterisi o kadar dikkat çekici oluyor ki eserin kendisi geri planda kalabiliyor. Bu yüzden kendime şu soruyu sormayı yararlı buluyorum: Robot çalışmayı bitirip alandan çıkarıldığında, geriye kalan heykelle nasıl bir ilişki kuracağız? Üretim süreci eserin bir parçası olabilir; hatta çalışmanın düşüncesi tam da bu süreç üzerine kurulabilir. Yine de makinenin becerisine duyduğumuz hayranlıkla, eserin anlamına ilişkin değerlendirmemizi birbirinden ayırt edebilmeliyiz.
Bütün bunları konuşurken taş ustasının emeğini hikâyenin dışına çıkarmak da mümkün değil. Bir işi robotun yapabilmesi, o işe ait bilginin artık gereksiz olduğu anlamına gelmez. Taşı tanımak, yüzeyi değerlendirmek, işleme sırasında ortaya çıkan bir sorunu fark etmek ve sonuca müdahale edebilmek hâlâ önemlidir. Bununla birlikte, teknolojik dönüşümün herkesi kendiliğinden daha iyi bir yere taşıyacağını da varsayamayız. Bazı işlerin azalması, bazı becerilerin önem kazanması, çalışanların hayatında somut karşılıklar bulur.
Benim asıl üzerinde durulmasını istediğim mesele, bu değişime insanların nasıl hazırlanacağıdır. Bir ustanın yıllar içinde edindiği bilgi, gençlere hangi ortamda aktarılacak? Yeni makinelerle çalışacak kişiler, yazılımı öğrenirken malzemeyi de tanıyabilecek mi? Atölyedeki deneyimle mühendislik bilgisi arasında bağ kurulamazsa, pahalı bir makineye sahip olup onu gerektiği gibi kullanamamak mümkündür. Teknolojiye yapılan yatırımın yanında, insanın öğrenmesine ayrılan zamanın da hesabını tutmalıyız.
Yapay zekâ, emeğin görünürlüğüne başka bir soru daha ekliyor: Üretilen öneriler hangi görsellerden ve hangi birikimden besleniyor? Kullanılan kaynakların açıklanması, sanatçının müdahalesinin anlaşılması ve üretime katılanların katkısının belirtilmesi, eseri daha bilinçli değerlendirmemizi sağlar. İzleyicinin, karşısındaki çalışmanın nasıl ortaya çıktığını bilmesini önemserim. Teknolojik karmaşıklık, süreci belirsiz bırakmanın gerekçesi olmamalı.
Aynı açıklığı malzeme kullanımı konusunda da aramalıyız. Mermer bir doğal kaynaktır; üretim sırasında enerji, su ve kesici takımlar kullanılır, atık oluşur. Bir yöntemin sağladığı kolaylığı değerlendirirken ne kadar malzeme tükettiğini, hatalı üretimi azaltıp azaltmadığını ve hangi koşullarda uygulandığını da sormalıyız. Verimlilik üzerine konuşmak için yalnızca makinenin hızını bilmek yetmez. Ortaya çıkan eserin arkasındaki kaynak kullanımını da görebilmek gerekir.
Afyonkarahisar açısından bu tartışmanın ayrıca bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Mermeri çıkaran, işleyen ve onunla yaşayan bir şehir olarak taşın tasarımla ve sanatla kurduğu ilişkiye de daha fazla ilgi gösterebiliriz. Sanat eğitimiyle atölye deneyiminin, mühendislikle malzeme bilgisinin yan yana gelmesi bize yeni düşünme alanları açabilir. Taşın hangi biçimlere dönüşebildiğini konuşurken, o biçimlerle ne anlatmak istediğimizi de konuşmuş oluruz.
Contemporary Istanbul’daki uygulamaya bugün yeniden baktığımda, benim için değerli olan, farklı bilgilerin aynı işin çevresinde buluşabilmiş olması. Sanatçının biçime dair beklentisi, mühendisin üretime dair hesabı ve taşı tanıyan insanın deneyimi birbirini dinlemek zorundaydı. Bu birliktelik, her birinin katkısını ayrı ayrı görmemizi gerektiriyor. Eserin sanatsal sorumluluğunu tanımlarken onu mümkün kılan teknik emeğe de yer vermek, hikâyeyi daha doğru anlatmamızı sağlar.
Bu nedenle sanatçıyı ararken yalnızca kesiciyi tutan ele bakmıyorum. Bir biçimin neden seçildiğine, nasıl değiştirildiğine, hangi düşünceyle üretildiğine ve izleyiciye ne söylediğine de bakıyorum. Robotun mermeri yontabilmesi bu soruları ortadan kaldırmıyor; onları daha dikkatli sormamızı gerektiriyor.
Taşın üzerindeki izi robot bırakabilir. O izin neden orada olduğunu anlatmak ise hâlâ bize düşüyor.







