‘Millî Marka’ Turkish Stone ve Marble Fuarı
İtalya fuarındaki gözlemlerimi bir önceki sayımızda paylaşmış ve özde samimi birlikteliklerin kurulmasından yana olunmalı diyerek köşemizi noktalamıştık. Fotoğrafta birlikteymiş gibi gözü küpte, icraatta ayrı program yapan sivil toplum kuruluşlarının dikkatini çekmeye çalışmıştık.
Birlikteliği ve küme çalışmasını başaran İZFAŞ heyetini kutlamak istiyorum. İzmir’de küme hareketi olarak başlayan bu organizasyon, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cemil Tugay’ın İtalya Marmomac Fuarı’na gelerek TÜMMER ile ortak açılan standın açılışına katılması, arkasından kimseyi ötekileştirmeden İMİB, EMİB ve BAİB gibi sivil toplum örgütlerini ayrı ayrı ziyaret etmesi ve sektöre birebir ziyaretlerde bulunması, bunu yaparken de İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu’nu ve İZFAŞ heyetini yanına alması, sürdürülebilirliğin en güzel kanıtlarından bir tanesi olmalıdır.
Tuğçe Cumalıoğlu ve ekibi tarafından hazırlıkları yapılan, 32. kez kapılarını açacak olan Marble Fuarı, sürdürülebilir ve sürdürülmesi gereken projelerin başında gelmektedir. Türk doğal taş sektörünün dünyaya açılan bu pencerenin kıymetini iyi bilinmesi gerekmektedir.
Sivil toplum örgüt yöneticilerinin duygusallıkları bu tip projelerin önüne geçmemelidir. Hatta sektörde hiçbir proje diğerine zarar vermeden ilerlemesi için planlama yapılmalı ve ortak hareket edilmelidir.
Turkish Stone projesi bizlere çok güzel bir örnektir. Üç birlik ve genel sekreterlik ve bakanlık ayağından oluşan bu projede birlikteliğin, sürdürülebilirliğin en güzel kanıtlarından bir tanesi olarak önümüze çıkmaktadır. Artık millî marka oluşturmalı, bireysel markalaşmak yerine tüm ülke ve millet olarak, sektör olarak millî markalaşmanın ortak çalışmalarına imza atmalıyız.
Rakibimiz İtalya, Çin ya da Hindistan değil; birbirimizle bitmeyen rekabetimiz!
Doğal taş sektörü, geçtiğimiz yılın şubat ayından bu yana Amerika’dan İtalya’ya, İzmir MARBLE Fuarı’ndan Afyonkarahisar Blok Fuarı’na kadar yoğun bir faaliyet döneminden geçti. Sivil toplum kuruluşlarının seçimleri yapıldı, şimdi ticaret odası seçimleri olacak, sonrasında da siyasi seçim rüzgârları başlayacak, yani seçim de bitmeyecek, geçim de bitmeyecek.
Peki, bütün bu hareketliliğin sonunda sektör olarak nerede duruyoruz?
Ne yazık ki ileriye gitmek yerine geriye gittiğimizi gözlemliyoruz.
Elbette ekonomik koşulların, artan maliyetlerin, daralan pazarların ve bürokratik engellerin bunda payı büyük. Bu sorunları defalarca yazdık, konuştuk, gündeme taşıdık. Ancak değişmeyen bir gerçek var: Sorunları konuşuyoruz ama ortak bir çözüm iradesi ortaya koyamıyoruz.
Belki de artık sorunları değil, çözümü konuşmanın zamanı geldi.
Çözümün adı: Kümelenme
Kümelenme fikrini daha önce Tekmar Marble Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yetkin Berberoğlu ile de dillendirmiş, ilgili sivil toplum örgütlerine bu konuyu sözlü olarak aktarmış, hatta haber olarak da yayınlamıştık.
Sektörün ortak bir strateji etrafında buluşması gerektiğini dile getirmiştik. Amacımız açıktı: Sivil toplum kuruluşları bir araya gelsin, yeni pazarlar için ortak yol haritası hazırlansın, Türkiye doğal taşının uluslararası alanda güçlü bir marka hâline gelmesi için birlikte hareket edilsin.
Aradan zaman geçti. Fakat bugün geldiğimiz noktada, ortak strateji oluşturmak bir yana, sektörün paydaşlarını aynı masa etrafında buluşturmanın bile ne kadar zor olduğunu görüyoruz.
Kısır döngüler, kişisel hesaplar, koltuk mücadeleleri ve ego odaklı yaklaşımlar; sektörün gerçek sorunlarının önüne geçmemeli. Lobiler, güçlerini birbirleriyle mücadele etmek için değil, sektörün önünü açmak için kullanmalı.
Çünkü mesele kimin başkan olduğu değil, sektörün geleceğinin nasıl kurtarılacağıdır.
Fiyat rekabetiyle nereye kadar?
Amerika’dan İtalya’ya, Dubai’den Vietnam’a kadar uzanan pazarlarda güçlü olmak istiyorsak artık bireysel çabaların sınırlarını aşmalıyız. Firmalarımızın kendi markaları elbette değerli. Ancak bunları ulusal bir stratejiyle desteklemeden, Türkiye doğal taşını ortak bir değer olarak dünyaya anlatmadan yüksek katma değerli ürün satışında arzu ettiğimiz noktaya ulaşmamız zor.
Bugüne kadar rekabeti çoğu zaman fiyat üzerinden yürüttük. Birbirimizin pazarına girdik, birbirimizin fiyatını aşağı çektik. Sonunda kazananı olmayan bir yarışın içinde bulduk kendimizi.
Fiyatı düşürerek rekabet ettiğimizi sandık; oysa hep birlikte sektörün değerini düşürdük.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Dünya pazarlarında asıl rakibimiz kim?
İtalya mı, Çin mi, Hindistan mı?
Elbette bu ülkeler önemli rakiplerimiz. Ancak kendi içimizde ortak hareket edemediğimiz, aynı hedef doğrultusunda strateji geliştiremediğimiz sürece en büyük engel yine kendimiziz.
Artık ortak akıl zamanı
Önerimiz açık ve uygulanabilir: Doğal taş sektörünün bütün paydaşları, ilgili sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri bir araya gelerek somut bir Türkiye Doğal Taş Kümelenme ve Millî Marka Stratejisi hazırlamalıdır. Turkish Stone bunun en güzel örneğidir ama eksik kalmaktadır.
Bu strateji; ortak pazarlama faaliyetlerini, hedef pazarların belirlenmesini, ürünlerin katma değerinin artırılmasını, tasarım ve inovasyonu, lojistik avantajların geliştirilmesini ve Türkiye markasının uluslararası alanda güçlendirilmesini kapsamalıdır.
Üstelik bu çalışma yalnızca bir toplantıdan veya iyi niyet açıklamasından ibaret kalmamalıdır. Takvimi, sorumluları, ölçülebilir hedefleri ve hesap verebilir bir uygulama modeli olmalıdır.
Çünkü doğal taş sektörünün ihtiyacı yeni bir seçim gündeminden çok, geleceği kurtaracak ortak bir eylem planıdır.
Son söz…
Doğal taş sektörü ağır bir sınavdan geçiyor. Bugünkü tabloyu bir ekonomik daralma olarak görüp geçiştiremeyiz. Bu, aynı zamanda birlikte hareket etme ve geleceği planlama sınavıdır.
Sektörün rekabet gücünü yeniden kazanması mümkün mü? Elbette mümkün. Ancak bunun yolu, herkesin kendi doğrularını dayatmasından değil, ortak bir akılda buluşmasından geçiyor.
Biz çözüm önerimizi ortaya koyuyoruz: Kümelenme başta olmak üzere, ortak strateji ve Türkiye doğal taşının millî marka hâline gelmesi.
Sektörün bütün paydaşlarını kişisel hesapları bir kenara bırakmaya, aynı masaya oturmaya ve geleceği birlikte planlamaya davet ediyoruz.
Çünkü artık kaybedecek zamanımız yok.
Ya birlikte hareket ederek dünya pazarlarında hak ettiğimiz yeri alacağız ya da kendi içimizdeki rekabetin bedelini ödemeye devam edeceğiz.
Tercih bizim, gelecek hepimizin.
Saygılarımla…







