İtalya bize mermerden daha fazlasını gösterdi: Dünya markalaşıyor, biz hâlâ birbirimizle uğraşıyoruz!
İtalya’nın Verona kentinde düzenlenen Marmomac Fuarı’nı geride bıraktık.
Dünyanın doğal taş sektöründeki en önemli buluşmalarından birisi olan Marmomac, bu yıl da yalnızca mermerin, granitin, makinenin ve teknolojinin sergilendiği bir fuar olmadı.
Bana göre Marmomac, Türk doğal taş sektörünün aynası oldu.
Aynaya baktığımızda ise hem gurur duyacağımız hem de ciddi ciddi düşünmemiz gereken görüntüler gördük.
Bir tarafta dünyaya kendi ülkesinin markasını anlatan İtalya…
Diğer tarafta Brezilya…
Hindistan, Çin, İran…
Ve diğer tarafta hâlâ kendi içerisinde ortak bir ses oluşturmakta zorlanan Türk doğal taş sektörü.
İşte Marmomac’ın bana verdiği en önemli mesaj buydu.
Her ne kadar da sivil toplum örgütleri birliktelik fotoğrafları verse de, şimdi birlik zamanı gibi beyanlarda da bulunsalar söylem ve fotoğraftan öte geçemediler.
Hâlâ birbirlerini rakip gibi görüp yarışa devam ediyorlar. Birlikte yol haritası belirleyemedikleri gibi, sohbet de etmiyorlar. Bu konulara daha sonra da değineceğim.
İSCEHİSAR’DA AÇAN ÇİÇEKLER VERONA’NIN YILDIZI OLDULAR. 12 CESUR ATÖLYECİ
Fuarın bana göre en anlamlı gelişmelerinden biri, İscehisar’dan 12 mermer atölyecisinin Marmomac’a götürülmesiydi.
İscehisar Mermerciler Derneği Başkanı Remzi ÖZCAN ve yönetim kurulunun öncülüğünde gerçekleştirilen organizasyona; İscehisar Kaymakamı Enis AKDAĞOĞLU, İscehisar Belediye Başkanı Seyhan KILIÇARSLAN ve İscehisar Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Adem ÇİBİK, İscehisar Mermer İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Müdürü Muhammet BACAKSIZ katkı sundu.
Dernek yönetim kurulunda Halil SAV, İbrahim ÇELEBİ, Ali ŞAHİN, Serkan ÇELİKTEN ve Sekretarya Adem ÖZSARI da emeği bulunuyor.
Ancak burada özellikle bir ismin hakkını teslim etmek istiyorum:
Halil Sav ve Adem ÇİBİK bu işe en çok inanan, destekleyen ve bedel ödeyenler arasındaydı.
Halil Sav Allah var, bu işin başından sonuna kadar fikir babası ve takipçisi oldu. ADEM Çibik ile birlikte nakış işler gibi projeyi baştan sona detaylandırdılar ve zerre taviz vermediler.
Bu gezi sıradan bir fuar gezisi değildi.
Bu 12 atölyeci İtalya’ya yalnızca mermer görmeye gitmedi.
Mermerciliğin geleceğini görmeye gittiler.
El sanatlarını gördüler.
Butik üretimi gördüler.
Tasarımı gördüler.
Teknolojiyi gördüler.
Tarihe nasıl not bırakacaklarını anladılar.
Yüksek katma değerli ürünün ne anlama geldiğini gördüler.
Ve belki de en önemlisi, “Biz bunu neden yapmayalım?” sorusunu kendilerine sordular.
İşte asıl mesele burada.
BUGÜN İTALYA, YARIN AMERİKA, SONRA ÇİN…
Bu gezinin arkasının Amerika ve Çin’le gelmesi konuşuluyor.
Ben bunu son derece önemli buluyorum.
Çünkü sektörün geleceği artık sadece fuara gidip stant gezmekten geçmiyor.
Pazar görmek gerekiyor.
Rakibi görmek gerekiyor.
Müşteriyi görmek gerekiyor.
Tasarımı görmek gerekiyor.
Ve en önemlisi, kendi eksiklerimizi görmek gerekiyor.
Belki bundan sonraki aşamada İscehisarlı atölyeciler kendi organizasyonlarını kendileri yapacak.
Kendi müşterilerinin peşinden gidecek.
Kendi markalarını oluşturacak.
İşte o zaman gerçek dönüşüm başlamış olacak.
İHRACATÇI BİRLİKLERİNE HAKKINI TESLİM EDELİM…
İMİB Başkanı Metin Çekiç ve Yönetim kurulu tam not aldı, İMİB Genel Sekreterliği ise İMİB’in 50. yılı nedeniyle arena meydanında verdiği gala yemeği ile organizasyonlardaki mükemmelliğe son imzayı attılar.
Bu organizasyonda İstanbul İhracatçı Birlikleri’nin desteğini de özellikle belirtmek gerekiyor.
Atölyecilere ücretsiz fuarda stant temin edildi. Takdirname hazırlanıp, gençler teşvik edildi.
Dernek tarafından kendilerine teşekkür plaketi takdim edildi. Gençlerde altta kalmadı, yaptıkları el emeği göz nuru eserleri İMİB Başkanı Metin Çekiç’e ve İMİB Genel Sekreteri DR. Armağan Vurdu’ya takdim ederek, ‘İnsanlık için küçük bir adım ama bizim için Büyük bir adımdı.’ Diyerek teşekkürlerini ifade ettiler.
Sektör paydaşlarına gerek milli katılım gerekse bireysel katılım noktasında verilen destekler küçümsenmemeli.
Bir de yurt dışındaki Türk mutfağı hizmetini unutmamak lazım.
Baklava…
Lokum…
Tost…
Kahvaltı…
Öğle yemeği…
Allah var, insanın gönlüne de midesine de dokunuyor.
İtalya pizza ve makarnasıyla meşhur olabilir.
Ama bizim damak tadımız başka!
Ben şahsen yurt dışı seyahatlerimde bu hizmetlerden mümkün olduğunca faydalanıyorum.
Bu nedenle İstanbul İhracatçı Birlikleri’nin sekretaryasına ve yönetimine de teşekkür etmek gerekiyor.
ALTI KAFADAR ve 50 BİN LİRALIK KAHVE!
Toplamda 300.000 TL’ye mal oluyor.
Şimdi biraz da Marmomac’ın en güzel anekdotuna gelelim.
12 atölyeci için Tüm hazırlıklar eksiksiz olarak yapıldı, vizelerin çıkması bile son dakikaya yetişti. Biletler alındı organizasyon belli oldu, tüm paydaşlara tek tek her şey anlatıldı. Hatta yönetim kurul üyesi Halil Sav saat başı telefon açarak, Afyon’dan çıktınız mı, şu hava alanında olun, şu saatte kapıda olun diyerek müteakip defalar telefonla oto kontrolü sağladı.
Tüm bunlar yapılmasına rağmen bu Altı kafadar, uçağa binmeyi, minibüse binmekle eş değerde tutup neskafe muhabbetine takılıyorlar, Allah’tan havaalanlarında nargile yasak, yoksa bu kafadarlar Türk kahvesini höpürdete höpürdete içer, tadını çıkarır, nargilenin dumanını savururlardı. Ama yine de kimseyi yarı yolda bırakmaz fuara gelirlerdi.
Tabii ki uçağın kalkış saati yaklaşınca kapıya yöneliyorlar birde ne görsünler, kapı kapanmış. Biz buradayız bizi almadan gitmeyin demelerine rağmen kapı bir türlü açılmıyor.
Elbetteki bizim altı kafadara da, uçağa el sallamak düşüyor. (sansürlü kısım ise, el sallayanlar arasında her türlü güzel kelimeyi de peşi sıra sıralayanlarda çıkıyor elbette.)
Günlerce yapılan hazırlık, bir neskafe sevdasına sekteye uğruyor gibi gözüksede, birilerinin tansiyonu inip çıksada (Halil Sav ve Adem Çibik’in tansiyonları normal değildi.)
Altı kafadarın bilinmeyen özelliği ise hiç yılmamalarıydı. Bu Anadolu gençleri viyana surlarına dayanan ataları misali durmuyor ve hemen bir kriz masası oluşturuyorlar.
Şuna inanın bu kafadarlar İtalya’ya atla bile gelirdi.
Kimisi diyor ki nasılsa vize alındı, altımızda da ehliyet var, biz bir araç kiralayalım geze geze gidelim, diğer birisi aktarmalı uçaklara bakalım, diğeri ise bu saatten sonraki uçağa bakalım gibi çözüm arıyorlar. Bir sonraki uçakta zor bela Altı koltuk buluyorlar. Hoş bu gençleri tanıdıktan sonra uçak bileti bulamamış bile olsalar, araçta bulamasalar vallahi ata binip yine gelirlerdi. Çünkü onlar kimseyi yarı yolda bırakmamayı hatta geride adam bırakmamayı öğrenmişlerdi. Helal size arkadaşlar.
Uçak Fiyatı son saate dayandığı için afaki artıyor ve kişi başı 50.000 TL rakam çıkıyor. Bizimkiler ellibine değil yüz binde deseler o fuarı kafaya koymuşlar, gelecek ve görecekler. Geldiler de ama 300.000 TL’yi de gözden çıkararak geldiler.
Muhtemelen bu altı kafadarımız bundan sonra hiçbir uçağı kaçırmazlar. Ama bu yağız 12 Anadolu genci tanıdığım kadarıyla hayatta pes edecek gibi durmuyorlar. Muhtemelen memlekete döndüklerinde de neskafe keyfine devam etmişlerdir.
12 atölyeciden altısı uçağı kaçırıyor.
Sonra ne oluyor?
Bir sonraki uçağa bilet almak gerekiyor.
Toplam maliyet yaklaşık 300 bin TL.
Kişi başına 50 bin TL!
Yani altı kafadarın:
“Bir Nescafe içelim.”
demesi, kişi başına 50 bin TL’lik kahveye dönüşüyor.
İtalya’da espresso bile bu kadar pahalı değildir!
Ama şaka bir yana…
Ben bu olaya farklı bakıyorum.
Çünkü o kahvenin bedeli ne olursa olsun, bu arkadaşların Marmomac’a gelmiş olması çok önemli.
Belki o fuarda gördükleri bir ürün, bir müşteri, bir tasarım veya bir makine onların geleceğini değiştirecek.
O nedenle…
50 bin liralık kahveye değil, o kahvenin arkasındaki cesarete bakalım.
ATÖLYEDEN İHRACAT ŞAMPİYONLUĞUNA
İscehisar’ın atölyecileri kültürü örnek alınmalıdır.
Bunun en güzel örneklerinden birisi Muhteşem Aslanoğlu ile Halil Sav ve Megamer’dir.
Atölyecilikten gelen bir anlayışın bugün yüksek katma değerli ihracata dönüşmesi çok önemli. Muhteşem Aslanoğlu ve Halil Sav’a yeri gelmişken buradan şahsım adına teşekkür etmek istiyorum.
Sav ve Aslanoğlu ailesine teşekkürler..
Beni ailelerinden ayırmadılar, kıymetli eşleri ve evlatlarıyla her gittikleri yere beni de götürerek unutulmaz bir gezi yaşattılar, Aynı otel, aynı Restoran ama her yere hep beraber gittik.
Aramızda kalsın kimi zaman ben bile kendime katlanamazken şahsıma büyük incelik gösterdiler.
Hatta Muhteşem Bey’in oğlu Can ve Halil Bey’in oğlu Berkay bana kameramanlık bile yaptılar. Ben buradan Halil Bey’in kıymetli ailesine ve Muhteşem Bey’in kıymetli ailesine de, bana katlandıkları için minnettarım.
HANIMLAR OLMASA HEDİYE SEÇEMİYECEKTİK
Bu güzel iki hanımefendi olmasa gelinime eşime ve manevi kızıma bir hediye bile alamayacaktım, onlar beğendi ölçtü tartı bizde aldık. Teşekkürler sav ve Arslanoğlu ailesi.
Rahmetli İsmail Bayram’ın, İscehisar’daki atölyecilere stant açtırarak onların önünü açmaya çalıştığı günleri hatırlıyorum. Nurlar içinde yatsın, bu günleri görse herhâlde en çok sevinen rahmetli İsmail Bayram olurdu. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi, İscehisar daki ofisimde fuara gitmeden son hazırlıkları gözden geçiriyorduk. Yüksel genç te yanılmıyorsam bize eşlik ediyordu.
Rahmetli İsmail Bayram’la İscehisar’daki ofisimizde Marble İzmir Fuarı’na gitmeden son hazırlıkları gözden geçirdik. YIL- 2003
Rahmetli İsmail Bayram Yıllar önce yirmiye yakın atölyeci ile tek tek uğraşmıştı. Halil Sav da o atölyecilerden birisiydi.
Rahmetli İsmail Bayram’ın başlattığı bu güzel proje, Marble İzmir Fuar’ı sevgi yolundan başlayarak yeni bir öykü halinde artık Roma’ya, vereno ya, Venedik’e kadar dayandı.

Sevgi Yolundan başlayan macera İtalya Verona’ya kadar dayandı.
T.C. Milano Başkonsoloslu Mehmet Özöktem, atölyeci arkadaşları standa gelerek özel olarak ziyaret etti.
Megamer ’in yüksek katma değerli ürünlerde elde edilen ihracat başarısı ve vergi sıralamasındaki yeri bize şunu gösteriyor:
Atölyecilik, sektörün geleceğidir.
Doğru tasarım…
Doğru üretim…
Doğru pazarlama…
Doğru planlama
Doğru uygulama, doğru markalaşma ile olacak.
Bunları birleştirdiğiniz zaman küçük bir atölye, büyük bir ihracatçıya dönüşebilir.
Megamer’den Arif Çetinkaya, Can Aslanoğlu ve Berkay Sav’a seyahatimiz boyunca bize yardım ederek, bir mermerci değil bir gazeteci gibilerdi… Arif Çetinkaya, Can Aslanoğlu, ve Berkay Sav’a yardım ve desteklerinden dolayı Turkuaz Ailesi olarak teşekkür ederiz.
NOT: Başkalarının felaketinden nemalanmaya çalışanlar ne bedbaht insanlardır. Başlığını çok sık kullanmaya başladım.
İlk bu cümleyi Rüstem Çetinkaya’nın başına gelenlerden sonra kullanmıştım, daha sonraki günlerde başka olaylar içinde kullandım. Çünkü Turkuaz olarak krizlerden beslenmeyi hiç sevmiyoruz.
Bu yüzden biz İtalya’da iken Sözcü gazetesinde TÜMMER Başkanı Hanifi Şimşek ve kurumlar arasında Nüfusunu kullandığına dair haber çıktı. Biz bu haberin mahiyetini ve içeriğini haberimizde verdiğimiz için bu köşede fazla detaya girmeyeceğim. Haber bize Verona’da ulaşmasına rağmen sektörün ve konuya muhatap kişilerin morali bozulmasın diyerek İtalya’da kimseye bir şey sormadık ve söylemedik.
Hanifi Şimşek TÜMMER markasını kendi menfaatinde kullanmış mıdır, kullanmamış mıdır bunu yüce Türk adaleti söyleyecek.
Benim burada üstüne basarak söylediğim bir konu vardı.
Yasa ve yönetmelikler, hatta kanunlar ucu açık bırakılmamalı, net ve anlaşılabilir olmalı, şayet böyle olmaz ise şahsa münhasır uygulamalar yapılabilir. Sektör bürokrasinin iki dudağının ucuna bırakılmamalı diyerek bas bas bağırmıştım.
Şimdi yaşananlar ise mahkeme tarafından sonuca bağlanacak, kim haklı kim kabahatli, mahkeme karar verecek, yani bundan sonra bu konular muhtemelen önümüze sıkça gelecek gibi duruyor. Çünkü bizim sektörde nüfuzlu bir hayli iş insanı var üstelik yasa ve yönetmeliklerde şahsa münhasır hale getirildi.
Ne dersiniz, gücü yeten yetene mi olacak yoksa akıllanıp hep birlikte net genelge ve yasalar mı yapacağız.
Gördünüz işte ilk topa giren bürokrasi oldu. Umarım bu son olur.
FOTOĞRTA DEĞİL ÖZDE BİRLİKTELİK
Marmomac yetkilileri ise bu yıl fuarın zayıflamasından dolayı sahadan hiç inmediler. Daha önce burunlarından kıl aldırmayan İtalyanlar bu fuarda TÜMMER, EMİB, İMİB gibi sivil toplum örgütleriyle, hatta İZFAŞ’la devamlı dirsek teması halindeydiler. Bu da bize gösterdi ki dünyadaki tüm fuarlar, küçülmeye ve ya alternatif projeler üretmeye kendilerini yenilemeye mecburlar. Biz de Ülke olarak memleketimizde yaptığımız konferans, seminer ve fuar gibi organizasyonlarda bir araya gelemezsek, tek bir ses olamazsak milli markamızın hasar alacağını göz önüne almalıyız. İşte bu yüzden STK’lar fotoğrafta değil özde birlikte hareket etmelidirler.
Hoşça kalın dostça kalın.


















